Madrid’in gözde jazz kulüplerinden Sala Clamores’de (http://salaclamores.es/) gerçekleştirdiği konser sonrasında multi enstrümancı kontrabascı Adam Ben Ezra ile dergimiz için görüştük.
Avusturya’da ‘Little Big Big Studios’da canlı seyirciler ile kaydedilen çıkış albümü ‘Pin Drop’da Türk ezgilerini de kullanan Adam Ben Ezra, etrafını 360 derece çevreleyen dinleyici ve seyircilerle albüm kaydetmenin nasıl bir deneyim olduğunu bizlerle paylaştı.
(Aşağıdaki linkte kayıttan bir örnek görebilirsiniz).
Bir multi entrümancı olarak çocukluğunuzdan itibaren bu enstrümanlarla olan yolculuğunuzu anlatabilir misiniz? Neden sonunda kontrbasa odaklanmaya karar verdiniz?
Tüm hayatım aslında kendimi en iyi şekilde hangi seslerle ifade edebileceğimi araştırdığım bir yolculuk. Müziğe 5 yaşında keman çalarak başladım. Keman çalarak klasik müziği tanıdım ve bu benim müziğe bakış açımın temelini oluşturdu. Bunun yanısıra oturma odamızdaki piyano da ilgimi çekiyordu ve klavyeye nota isimlerini yazıp yapıştıran annemin yardımıyla kendi kendime çalmaya başladım.
Birkaç yıl sonra genç bir çocuk olarak daha güncel olan rock ve pop gibi türlerle ilgilenmeye başladım ve bu yüzden piyanodan gitara bir geçiş yaptım.
Gitarın benim için doğru enstrüman olmadığını anlamam birkaç yılımı aldı, o zamanlar daha içime kapanıktım ve eşlikçi olarak çalmak benim için daha rahattı. Bu sebeple bas gitar benim için doğal bir seçim oldu.
16 yaşında jazz dinlemeye başladım ve kontrbas beni çok etkiledi. Böylece kontrbas çalmaya başladım! Zamanla enstrümanımla çıkarabileceğim seslerin çeşitliliğini keşfettim; bas, perküsyon, gitar akorları, telliler, ud ve bunlar çeşitli farklı efektlerle daha da zenginleşiyor!
Size ilham veren müzisyenler kimler? Ve bu müzisyenler sizi ne şekilde etkiliyor?
Farklı müzik türlerinden pek çok müzisyen bana ilham veriyor. Bach kesinlikle bunlardan biri. Kontrpuana ait melodileri harmanlaması inanılmaz. Solo parçalarından çok şey öğrendim, nasıl sadece tek bir enstrümanla birbirine eşlik eden tamamlayıcı melodileri çalmayı mesela. Chick Corea ve Avishai Cohen de çok dinledim ve Ortadoğu ve İspanyol öğelerin jazz ve Batı müziği çerçevesinde nasıl harmanlandığından etkilendim. Sting de benim idollerimden, zengin ve değişik aranjmanlara sahip çok güzel parçalar besteliyor ve tabi ki de çok iyi bir basçı. Bana ilham verip şekillendiren diğer müzisyenler ise Jaco Pastorius, Stanley Clarke, Eddie Gomez ve Renaud Garcia Fons.
Farklı müzik türleri arasında dolaşıyorsunuz, en çok hangi tür size uyuyor ve neden?
Nasıl pek çok farklı enstrümanı deneyip çalmayı seviyorsam aynı şekilde farklı müzik stilleri de ilgimi çekiyor. Müzik yolculuğumda nerdeyse herşeyi çaldım: Klasik, jazz, Latin, rock, pop, Arap müziği ve çok daha fazlası. Müziğimde tek bir tarza takılmamaya çalışıyorum, farklı türlerden pek çok farklı öğeyi kullanmayı seviyorum ve yeni, farklı bir sound yaratmaya çalışıyorum. Şu an kendimi en çok Ortadoğu müziğine yakın hissediyorum, Arap tınıları genç yaştan beri çevremde. Hatta benim büyük anne ve babalarım Irak, Yemen ve Türkiye gibi farklı ülkelerden geliyor.

Adam Ben Ezra (Photo: Ezra Gogo Mansur)
Yeni albümünüz ‘Pin Drop’ 360 derece ve canlı olarak dineyici kitlesiyle birlikte kaydedildi, bu fikir aklınıza nasıl geldi? Kaydı yaparken neleri deneyimlediniz?
Trio olarak birkaç günde kaydettiğimiz ve düzenlediğimiz “Can’t Stop Running” isimli ilk albümümden sonra ikinci albümüm için farklı bir şey yapmak istedim.
Dinleyicilerle birlikte 360 derece canlı kayıt yapan “Little Big Beat Studios” isimli şirketi buldum ve bayıldım! Stüdyoya gelip her parça için çalabileceğimin en iyisini çalmanın zorluğu hoşuma gitti. Gerçekten odaklanmamı sağladı ve bana içinde bulunduğum anı yaşamakla ilgili çok şey öğretti. Her nota bu anlamlılıkla çalındı. Buna ek olarak dinleyicilerin de ortamda bulunması odada güçlü bir yoğunluk yarattı. Hepsi kulaklıklarla “Show” isimli parçayı dinledi ve olabildiğince sessiz olmaya çalıştı. Elektrik gibiydi, odada yere iğne düşse (pin drop) duyulabilirdi.
Biraz “Silk Road” (“İpek Yolu”) ve “Prayer” (“Dua”) isimli parçalardan ve bunlarda hangi noktada durduğunuzdan bahsedebilir misiniz? Sizi dinlediğiniz hangi Osmanlı-Türk parçaları etkiledi?
Benim müzikal yolculuğum İpek Yolu’nda doğudan batıya ve batıdan doğuya yürümenin, bu esnada çeşitli kültürel ve müzikal öğeler toplamanın hayalimde uyandırdığı hislerden ilham alıyor.
Basımı bir tabla gibi çaldığım “India Time” veya bir ud gibi çaldığım “Prayer” İpek Yolu’nda bulduğum bu öğeleri kullandığım parçalardan sadece birkaçı. Türk stili klarnet çalınışını dinlemek çok hoşuma gidiyor, bu da benim “Lord of Forgiveness” isimli parçadaki klarnet çalışımı etkiledi.
Türk dinleyicilerinize söylemek istediğiniz birşey var mı?
Müziğinizi çok seviyorum. Kültürünüze de bayılıyorum, yakında gelip sizlere çalabilmek çok isterim!
itunes: https://itun.es/tr/DoPKib










