Akbank Caz Festivali, bu yıl da şehri jazz’ın farklı tonlarıyla boyamayı başardı. 34. yılında, her biri kendi hikâyesini anlatan konserlerle İstanbul’un ritmini değiştirdi. Benim için festival, sadece müzik değil, bir serüven gibiydi. Zamanın, mekânın ve duyguların katmanlarında gezindiğimi hissettim; kimi zaman lirik, kimi zaman coşkulu, ama hep samimi. İyi ki İstanbul’dayım ve iyi ki Akbank Caz var dediğim, sonbaharı ve şehre dönüşü keyifle karşılamama vesile olan bir festivali geride bıraktım.
Festival boyunca aşağıdaki konserlere katılma şansım oldu. Hepsinden kısa kısa bahsedeyim.
Kurt Elling: Olağanüstü Bir Ses ve Hikaye Anlatımı
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki bu konser, benim için festivalin en iyi iki performansından biriydi. Kurt Elling’i sahnede izlemek; sözcüklerin, melodilerin, hikayelerin ve duyguların bir araya gelip nasıl muhteşem bir sanat eserine dönüştüğüne şahit olmak demek. Vokalindeki her nüans, dinleyiciyi başka bir dünyaya taşıyor. Ses tonuna, artikülasyonuna, oktavına, hakimiyetine, sesini bir enstrüman olarak kullanışına, kısacası teknik becerilerine ne desek zaten az kalır, fakat Elling yalnızca muhteşem bir icracı değil; aynı zamanda sesiyle insanın ruhuna dokunan bir hikâye anlatıcısı da. Dünyanın geldiği nokta ile ilgili söyledikleri ve ardından inanılmaz duygu dolu ifadeci icrası hepimizin içinde öyle bir yere dokundu ki, neredeyse gözlerimiz dolu dolu, müthiş bir duygu yoğunluğu ve hayranlıkla izledik onu. “I Like the Sunrise” parçasını seslendirmeden önce Elling, parçanın ilk olarak Duke Ellington’ın Afrika kıtasına yaptığı ziyaret sonrası kısa bir kayıt olarak doğduğunu ve kendisinin bu besteye kendi sözlerini ekleyerek yeniden kendi albümü için kaydettiğini, fakat en önemlisi de bu sözleri yazarken sadece Duke Ellington’dan değil, Celaleddin Rumi’den de ilham aldığını söyledi. Tüm bu detaylar ve muhteşem bir icra ile bizi etkisi altına alıyorken bir yandan da bir orkestra şefi gibi ekibine küçük işaretler vermesi, kısa zamandır birlikte çaldığı bu İskoç ekibi sahnede yönetmesi de onun yalnızca bir jazz vokalisti değil, ne kadar bütüne hakim ve deneyimli bir müzisyen olduğunu da kanıtlar nitelikteydi. Elling bu konserde “Steppin’ Out”, “A Secret in Three Views”, “Endless Lawns” ve “All is Quiet” gibi bilinen parçalarına yer verdi. Yıllar önce Unique’teki konserinin ardından açık alanda başka bir konseri takip ediyor olmasına rağmen beni kırmayarak plağını imzalamıştı ve keyifle sohbet etmiştik. Hatta gayet samimi bir şekilde sarılarak vedalaşmıştık. Cemal Reşit Rey’de onu izlerken sanki eski bir dostla yeniden karşılaşmış gibi hissettim. Kurt Elling harika bir ses, harika bir müzik insanı ve her şeyden öte harika bir insan.

Kurt Elling (Photo: Özgür Elver)
Antonio Sánchez Quartet: Katmanlı ve Enerjik
Festivaldeki bir diğer favorim, Zorlu Psm sahnesinde gerçekleşen Antonio Sanchez konseri oldu. Antonio Sánchez, harika bir davulcudan çok daha fazlası. Onu izlerken, ritmin hikâye anlatımındaki rolünü daha iyi anlıyorsunuz. Oscar ödüllü Birdman filminin orjinal müziklerinde Antonio Sanchez imzası olması da bir tesadüf değil dolayısıyla.
Quartet’in performansı, her anıyla büyüleyiciydi. Antonio Sánchez liderliğinde, saksofonda Seamus Blake, piyanoda Aydın Esen ve basta Orlando le Fleming gibi virtüözlerden oluşan bir dörtlü vardı sahnede. Parça sayısının az olduğu, üst düzey icracılığa doğaçlamalar üzerinden geniş alanlar bırakıldığı, oldukça yoğun, katmanlı, yer yer çok duygulu, yer yer olağanüstü enerjik bir performanstı.
Ülkemiz için çok önemli bir isim olan Aydın Esen’in bu ekipte yer alması da şüphesiz seyircinin ilgisini çeken bir diğer unsurdu. Genelde Antonio Sanchez önderliğinde ilerleyen performansta yer yer Aydın Esen’in yönlendirmeleri ve ekip üyeleri arasındaki paslaşmalar, müziğe büyük enerji ve renk kattı. Seamus Blake’in olağanüstü soloları bu enerjiyi zirveye taşırken beni de 12 sene önce New York’ta kendisini Smalls Jazz Club’da canlı dinlediğim anlara, keyifli anılarıma taşıdı.

Antonio Sánchez Quartet featuring Seamus Blake, Aydın Esen, Orlando le Fleming (Photo: Özgür Elver)
Adi Oasis: Şehrin Elektriği, Ruhun Dansı
Babylon’da benim için Akbank Caz’ın sürprizi gerçekleşti. Daha önce bir kaç videosunu izlediğim ve beğendiğim Adi Oasis’in, sahnede bu kadar olağanüstü bir performansla büyüyeceğini tahmin etmemiştim. Sahnede soul, funk, R&B, groove, jazz türleri arasında gezinen Adi Oasis ve ekibi, olağanüstü bir performansla adeta şehrin elektriğini sağladı o gece. Bir an bile yerimizde durmadığımız bir performanstı. Oasis’in sahne enerjisi ve karizması ise başka bir gezegenden gibiydi.

Adi Oasis (Photo: Özgür Elver)
Mehmet Uluğ Gecesi – Burhan Öçal & Jamaaladeen Tacuma Trakya Funk (featuring Gazapizm & King Noli): Ritmin Kesişim Noktası
Babylon’da gerçekleşen bu Trakya Funk, adından da anlaşılacağı üzere iki farklı kültürün ve müzik dilinin bir araya gelerek oluşturduğu bir enerji patlamasıydı. Burhan Öçal’ın özgün yerel ritimleri, Trakya All Stars ekibinin nağmeleri ve Jamaaladeen Tacuma’nın funky bası birleşip seyirciyi farklı bir füzyona davet etti. Mehmet Uluğ anısına düzenlenmiş olmasının duygusal yoğunluğunu, yüksek enerjisiyle dengeleyen bu gece, seyirciyi olduğu kadar eminim bir yerlerden dinleyen Mehmet Uluğ’u da gülümsetmiştir. Kendisini böyle keyifli bir performansla anmak oldukça kıymetliydi.

Jamaaladeen Tacuma (Photo: Cem Gültepe)
Takuya Kuroda: Harekete Geçirici ve Modern Bir Füzyon
Babylon’daki Takuya Kuroda, jazz’ı sınırların ötesine taşımayı başaran müzisyenlerden biri. Japonya’nın Kobe şehrinde dünyaya gelen trompetçi Takuya Kuroda; jazz, soul, funk, post-bop, fusion ve hip hop türlerinden beslenen müziğini modern bir tavırla bize iletiyor. Sahnedeki duruşu sade, ama yarattığı atmosfer büyüleyici. Takuya Kuroda’ya sahnede Corey King, Lawrence Fields, Rashaan Carter ve Adam Jackson’dan oluşan orkestrası eşlik etti.

Lawrence Fields & Corey King & Takuya Kuroda (Photo: Cem Gültepe(
Brad Mehldau Trio: Şairin Elleri
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Brad Mehldau Trio’yu dinlerken, jazz’ın ne kadar kişisel ve duygusal bir yolculuk olabildiğini bir kez daha fark ettim. Mehldau’nun piyanosunda bir çok hissin yansımasını görmek mümkün. Tuşlara dokunuşu o kadar ince ve içten ki, dinleyiciyi kendi içine dönmeye davet ediyor sanki. Her bir dokunuş çok kıymetli. Her sözü, her kelimesi çok değerli bir şair gibi. Yıllar sonra onun performansını yeniden deneyimlemek benim için çok keyifli oldu.

Brad Mehldau (Photo: Özgür Elver)
Özetle;
Akbank Caz Festivali, yalnızca bir müzik festivali değil; İstanbul’un çok sesli ruhunu yansıtan bir yaşam alanı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da birbirinden farklı seslerin ve hikâyelerin kesişim noktası oldu. Festivale katıldığım her an, müziğin ve jazz’ın hayatımıza ne kadar çok şey katabildiğini bir kez daha fark ettim. Eğer hâlâ bu festivalin bir parçası olamadıysanız, önümüzdeki yıl için şimdiden takviminize bir not düşün derim. Çünkü burada sadece melodiler değil; hikayeler, anılar, karşılaşmalar, enerjiler ve yaşamın içinden samimi anlar var.








