Uzun bir bekleyişin ardından, tam altı sene sonra, Cappadox’un 5. Edisyonu “Değişen Gökler”, 23-26 Mayıs tarihlerinde Pozitif tarafından düzenlendi. Festivalin yeniden düzenleneceği haberini aldığım an inanılmaz büyük bir coşku sarmıştı içimi. Anne tarafım Kapadokyalı olduğu için bu coğrafyaya sık sık yolum düşüyor ve her seferinde büyüleniyorum. Cappadox’un ilk 4 edisyonuna da katılıp inanılmaz keyif almış, harika anılar biriktirmiştim.
“Değişen Gökler”in gerçek anlamına uygun bir hava durumu ile karşılaştık adeta festival boyunca. Bir anda yağmur bastırıyor, sonra güneş açıyor, sonra tekrar yağmur yağıyordu. Fakat festival programı o kadar keyifli ve Kapadokya yine o kadar güzeldi ki bundan en ufak bir rahatsızlık duymadık. Hatta bana soracak olursanız bu hava değişimlerinin en yakıştığı coğrafyalardan biri kesinlikle Kapadokya. Yağmura o kadar da bayılmayan ben, hayatımın en güzel yağmurda ıslanışlarını sanırım hep Kapadokya’da yaşadım.
Festivalde ilk olarak açılış etkinliğine katıldım. Argos Vadi’de DJ seti eşliğinde leziz ikramlar ile hem çok keyifli zaman geçirdiğimiz hem de diğer davetlilerle sohbet ettiğimiz harika bir ortam oluştu. Hemen buradan sonra Çiftlik Ev +1 Sahnesi’ndeki Gevende konserine geçtik. Gevende’yi yine yıllar önce Cappadox’ta Perili Ozanlar Vadisi’nde dinlemiş ve mest olmuştum. Gevende, psikedelik, caz ve rock türlerini harmanlayan müzikleriyle 20 yılı aşkın süredir Türkiye alternatif müzik sahnesinde kendine önemli bir yer edindi. “Sen Balık Değilsin ki” albümlerindeki birkaç parça, bazı güzel anılarıma arka plan müziği de olmuşlardı yıllar içinde. Geçenlerde Zorlu PSM’deki konserleri de harikaydı ama Cappadox ortamı tabi ki çok başka. Gevende dinlerken kendimizi bardaktan boşanırcasına yağan yağmura teslim ettik. Tabii festival ekibinin dağıttığı yağmurluklardan da destek alarak. Gecenin kapanışını ise festival boyunca Uçhisar merkezde faaliyette olan Babylon’da DJ seti eşliğinde dans ederek yaptık. Babylon ruhu; Eray Düzgünsoy, Flü, Grand Bazaar, Kaan Düzarat, Karaahmetov, Maya ve Taner, Memo Garan, Shangri La, superyakachi, Undomondo, Zozo ve Bant Mag. gibi DJ’lerin performanslarıyla festival boyunca Uçhisar merkezde yaşatılmış oldu.

Mert Pekduraner (Photo: Can Karakuş)
Ertesi gün gündüz saatlerinde Cappadox’un outdoor kısmını da deneyimleme şansım oldu. 5 km’lik Güvercinlik Vadisi yürüyüşünde hem spor yapmış, hem sosyalleşmiş hem de Uçhisar’dan Göreme’ye kadar uzanan bu vadi boyunca eşsiz manzaraları fotoğraflamış olduk. Güvercinlik Vadisi rotasında, Kapadokya’lıların kayaları oyarak yaptıkları güvercin yuvalarını, yani güvercinlikleri yakından gördük. Yüzlerce yıl öncesinden beri, burada yaşayan insanların elleriyle kazıyarak şekil verdikleri güvercinliklerden ismini alan bu vadinin; mağara ve akarsu oluşumları da görmeye değerdi. Zengin doğası, çiçekleri, kuşları ve hatta yürüyüş grubumuza eşlik eden 2 tane dünya tatlısı köpeğiyle Güvercinlik Vadisi ruhumuza iyi geldi. Epey yorucu olan bu yürüyüşün ardından akşamki konserlere hazır olmak biraz zor olsa da hem Cappadox’un verdiği “pozitif” enerji, hem de temiz hava sayesinde tekrar eğlence moduna geçmek çok zaman almadı. Günün müzik turuna Çiftlik Ev +1 Sahnesi’nde Teoman’ı dinleyerek başladım. Yeni parçalarına çok hakim değildim; fakat bizi yıllar öncesine ışınlayan o iyi bildiğimiz ve sevdiğimiz klasiklerini tek bir ağızdan söyledik. Buradan Perili Ozanlar Vadisi Volkswagen Sahnesi’ne, sırasıyla Jordan Rakei, Büyük Ev Ablukada ve Âme Live b2b Trikk performanslarını dinlemeye geçtim. Jordan Rakei; soul, caz ve elektronik müzik sahnelerine kısa sürede giriş yapan ve dikkatleri üzerine çeken bir isim. Rakei’nin orkestral aranjmanları, sırtını gospel’e ve soul’a dayayan bir kaç parçası beni gerçekten çok etkiledi. Yağmur ve kaya oluşumlarına vuran ışıklar eşliğinde bu performans daha da büyülü bir hal aldı. Daha sonra Büyük Ev Ablukada sahne aldı. Alternatif, indie ve elektronik pop türünde müzik yapan grup yine ilginç kostümleri ve samimi enerjileri ile alışık olduğumuz sahne şovlarından birini sergiledi. Geceye elektronik müzik sahnesinin iki başarılı ismi Âme ve Trikk’i bir araya getiren performans noktayı koymuş oldu.
Ertesi gün katıldığım ilk konser Mert Pekduraner’in Argos Müze Crystal Sahnesi’ndeki solo performansı oldu. Atmosferin müziğe verdiği destek, performansı da beklentilerimin üzerine taşımış oldu. Sahneye vuran renkli ışıkların sahne arkasındaki mağara duvarında yarattığı gölge oyunları, Mert Pekduraner’in perdesiz gitar ve e-bow’undan yayılan melodilerle etkileyici bir uyum yakaladı. Sanırım etkinliğin en iyi görüntülerinden birkaçını da bu performans sırasında yakaladım. Pedallar ve loop eşliğinde, cümlelerini çeşitli kompozisyonlar içerisinde, doğaçlama ile de destekleyerek bizlerle paylaştı Mert Pekduraner. Bu performans ardından Argos Vadi’deki Mercan Dede & Secret Tribe konserine geçtim. Mercan Dede, benim için Cappadox’un vazgeçilmezidir. Sanırım bunun bir sebebi de bu topraklardan doğan sufi melodilerinin elektronik müzikle harmanının bu coğrafyada daha da anlamlı ve büyülü bir hal alması. Konser sonrasında Arkın (Mercan Dede) ile hasret gidermek de benim için yine festivalin en güzel anlarından biri oldu. Buradan sonra, çok beğendiğim gruplardan biri olan Mammal Hands’in Çiftlik Ev +1 Sahnesi’ndeki konserine yol aldım. Kandaiki gibi caz playlistimin değişmeyen parçalarından birinin de sahibi kendileri. Mammal Hands; saksofoncu Jordan Smart, piyanist Nick Smart ve davulcu-perküsyoncu Rob Turner’dan oluşuyor. Grup; elektronik, minimal, dünya, folk ve caz türlerinden besleniyor. Performanslarındaki minimal kompozisyonlar, modern davulun liderliğindeki ritmik öğeler ve genelde saksofondan yayılan daha özgür melodilerle bu harman bana oldukça etkileyici geliyor. Gecenin sonunda Perili Ozanlar Vadisi Volkswagen Sahnesi’ndeki Kerala Dust, Lalalar ve Danilo Plessow ise sırayla harika performanslar sergileyerek bence etkinliğin müzik tarafına muhteşem bir nokta koydular. Kerala Dust, sırtını blues’a dayayan hipnotik ve elektronik ritimlerle harmanladığı performansı boyunca seyirci ile çok iyi bir iletişim içerisindeydi. Özellikle vokaldeki Edmund Kenny’nin sahne performansı ve enerjisi harikaydı. Yerli psikedelik sahnenin önemli temsilcilerinden Lalalar ise Anadolu ezgileri ve 70’lerin arabesk ruhunu günümüze sıradışı ve fütürist bir yolla aktarırken sahnede adeta devleşti. Çılgın bir sahne şovuna imza atan grup, retro basları, elektronik beat’leri, özgün vokalleri ve güçlü gitarları ile seyirciyi etkisi altına almayı başardı. Gecenin sonunda dj setinin başına geçen Plessow ise; eklektik müzikleri, farklı ritimleri ve melodileri ile hem müzikal olarak oldukça etkileyici hem de bir an bile durmamıza izin vermeyen bir performans ortaya koydu. Festivalin 3. Günü müzikal olarak bence en öne çıkan gündü.
Son olarak Çağdaş Sanat’a da bir paragraf ayırmak isterim. Bu yıl “Değişen Gökler” teması altında düzenlenen festivalin çağdaş sanat programı, 2022’de kaybettiğimiz, Cappadox Çağdaş Sanat Programı’nın kurucusu ve şekillendiricisi olan küratör Fulya Erdemci’nin değerli anısına düzenlendi ve katılımcıları geride bıraktığımız dört edisyon boyunca Kapadokya’dan birlikte öğrendiklerimize bakmaya davet etti. Çağdaş Sanat turumuz sırasında beni etkileyen çalışmalardan biri Murat Germen’in Matris #3 adındaki güncel Yaşayan Kültür Algı Haritası çalışmasıydı. Bölgenin gerçek karakterini algılamayı ve sindirmeyi imkansız kılan hızlı turistik turlar yerine, nispeten daha saklı kalmış noktaları öne çıkaran bu alternatif harita sayesinde, yaşayan kültürün derinlikli ruhunu deneyimlemek mümkün. Ben saklı kalmış değerler olarak ezberimde olan birkaç noktayı da bu haritada gördüğümde heyecan duydum. Bir diğer etkileyici çalışma ise Halil Altındere’nin Uzay Mültecisi çalışmasıydı. Altındere, mülteci sorununa ironik bir yerden yaklaşarak, eğer bir gün mültecilere Mars’ta bir koloni kurulacaksa bunun ancak yer altında mümkün olabileceğini aktarıyordu. Tıpkı Kapadokya’daki yer altı yerleşimleri gibi. Bu bağlantıyı ise ünlü Suriyeli kozmonot Muhammed Ahmed Faris ile desteklemişti. SSCB’nin eski kahramanı olan Faris’in, ülkesi Suriye’deki iç savaş sonrası sığındığı Türkiye’de 19 Nisan 2024’te, Cappadox’tan yaklaşık bir ay önce vefat etmesi ise oldukça üzücü bir tesadüftü. Altındere aynı zamanda Star Wars: Cappadocia, 2024 adlı 3D animasyonlu videosunda Star Wars karakterlerini bize dünya dışı gibi görünen Kapadokya manzarasında tasvirlemişti. Nermin Er’in vadide uzun zamandır yankılanan sesleri dinlememizi sağlayan, büyük konik formlar ve dolambaçlı borular aracılığı ile bu sesleri kulağımıza aktaran Dinle Serisi de öne çıkan çalışmalardandı. Christoph Shafer’in Dağda Yolu Kapatan Bir Bulut çalışması ve çalışma kapsamındaki Uçhisar Sakinleri kısa filmi de oldukça beğendiğim bir işti. Kısa film, Kapadokya’nın jeolojik tarihini, insan yapımı bir mağarada bir gölge oyunu eşliğinde anlatıyordu.
Özetle; muhteşem bir Cappadox deneyimini daha geride bıraktık. Bir 6 sene daha beklemeyi kesinlikle istemem. Umarım Pozitif seneye bizi Cappadox’un 6. edisyonuyla karşılar ve sonrasında da bu büyülü coğrafyadaki bu özel festival her sene hiç ara vermeden devam eder. Nice Cappadox’lara…










