Chris Isaak ismi ile tanışıklığım 90’lı yılların başına dayanıyor. Yani ortaokul yıllarım. O zaman CD ROM yeni yeni kullanılmaya başlamıştı. Sürekli dinlediğim üç CD’im vardı. Dave Brubeck – Time Out, Eric Clapton – Unplugged ve Chris Isaak – San Francisco Days. Yine o senelerde, İkiz Tepeler (Twin Peaks) isimli bir TV dizisi yayınlanıyordu. Özellikle jeneriğindeki synth gitar tonları… Sakin, ama bir o kadar gizemli ve melankolikti. Aradan otuz küsur yıl geçtikten sonra Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’ndaki bir “Chris Isaak konserinde” Silvertone gitaristi Hershel Yatovitz’den benzer tonları duymak bana o İkiz Tepeler’li günleri hatırlattı.
Aslında Isaak’ın kariyerinin patlama noktası “İkiz Tepeler” dizisinin bir o kadar ilginç yönetmeni David Lynch’in Wild At Heart isimli filminde ona ait “Wicked Game” bestesini kullanması ile başlıyor diyebiliriz. İKSV’nin 31. İstanbul Caz Festivali tanıtım sitesinden alıntıyla:
“Wicked Game’i David Lynch’in Wild At Heart filminde ilk dinlediğimizde sene 1990’dı. Film 34, şarkı 35 yaşına bastı, aradan geçen yıllar Chris Isaak müziğinin “zamansız” olduğunu birçok defa kanıtladı.Tek şarkıyla ünlü oldu, öyle kalmadı”.

Photo: Fatih Yılmaz
Chris Isaak vokal, gitar | Kenneth Johnson davul, vokal | Timothy Drury klavye, vokal | Hershel Yatovitz gitar, vokal | Rowland Salley bas gitar, vokal
Chris Isaak’ın 2024 Avrupa Turnesi’nin ilk konseri 12 Temmuz Cuma günü İstanbul Caz Festivali kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleşti. Sahneye 39 yıldır beraber çaldıkları Silvertone grubu ile çıkan Isaak, İstanbul’a ilk defa geldiğini ve nasıl olup da daha önceden gelmemiş olduğuna inanamadığını söyledi. Tümü coşkulu bir dinleyici kitlesi ile dolu Açıkhava’yı dakikalar içerisinde avucunun içine alan 68 yaşındaki Isaak daha ikinci parçada sahneden inerek kalabalığa karıştı, amfitiyatronun yukarılarına kadar çıkıp, cep telefonları çekimleri, el sıkışmalar, sarılmalar eşliğinde şarkı söyledi. Bana göre, Chris Isaak bu sıcak jesti ile ülkemize ilk defa gelen bir müzisyen olarak o dakikalarda herkesin gönlünü fethetti. Grup arkadaşları ile beraber sahnede gitarla dans şovları bile sergileyen ünlü şarkıcı, hala inanılmaz bir enerji ve sese sahip olduğunu hayranlarına hatırlattı. Özellikle “Blue Hotel” isimli meşhur parçasında mavi sahne ışıkları altında güçlü vokalini konuşturan Chris Isaak, bu parça sonunda büyük alkış aldı. Şarkıcı, Wicked Game, Baby Did a Bad Bad Thing, gibi en bilinen şarkıları söylerken hayranları ona eşlik etti. Seyirciye şakayla “sanırım bu kalabalık içerisinde beni görmeye gelen bazı ananeneler dedeler de vardır” -ki vardı – diyerek grubunun ve kendisinin yaşı ile rahatça dalga geçebilen biri olduğunu gösterdi. Gözlemlediğim kadarıyla dinleyicilerin önemli bir çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. Can’t Help Falling in Love ve Pretty Woman gibi klasikleri de repertuarına katan grup konserin bir bölümünde bir Arnavut folk şarkısınına ait kendi düzenlemesini çaldı. Sahnenin önüne yaklaşarak davulcu Kenneth Johnson’un küçük bir trampet ve kick ve fırça ile ritim yaptığı bu bölümde Two Hearts ve Roy Orbison’dan Only the Lonely isimli meşhur hit parçayı çalan grup,Take my Heart isimli parçada gitarist Hershel Yatovitz’in harika bir gitar solosuna yer verdi. Chris Isaak konserin bitimine yakın bir noktada disko topu kadar parlak pullarla kaplı, ancak Las Vegas’da ünlü müzik gösterilerinde görebileceğiniz bir kostümle çıktı. Eyes Wide Shut filmi için yazdığı “Baby Did A Bad Bad Thing” isimli parçayı söylerken birden sahneye seyircilerin içerisinden genç kızların girip dans etmeye başlaması konserin doruk noktasıydı diyebiliriz. Klavyede Timothy Drury çoğunlukla bir hammond org sesini tercih etti ama arada sırada piyano ve klavinet tonları da kullandı. Basçı Rowland Salley ise konser boyunca bence grubun bel kemiğini temsil etti ve mükemmel groove ve çok sağlam bir ritim anlayışıyla çaldı. Bu arada grubun tüm üyelerinin Chris Isaak’e çok aktif olarak arka vokal yaptığını hesaba katarsak oldukça yoğun ve dinamik bir sahneyi aralıksız bir saat kırkbeş dakika çalmaları ne kadar iyi müzisyenler olduklarını gösterdi.

Rowland Salley & Chris Isaak (Photo: Fatih Yılmaz)
8 Temmuz Gregory Porter konserinden dört gün sonra yine Amerikalı muhteşem bir şarkıcı ve grubunu dinlemek çok özgün bir deneyimdi. Chris Isaak kariyerinin başından itibaren kendi stilini çalan bir müzisyen. Ben onun müziğini dinlerken hem geçmişe yeni bir bakışla dönebiliyorum hem de eğleniyorum. Kaliforniya’da yaşayan kuzenime sorarsanız, o şöyle diyor ” Moody, nostalgic, folksy/country”, onun parçalarına hiç düşünmeden eşlik etmeye başlarsın, parçaları sana birşeyler anlatır… ” Chris Isaak ve Silvertone eskimeyen klasikleşmiş Amerikan müziğini taze kalmış bir ruhla çalıyorlar, belki de herkes onları bu yüzden çok seviyor.










