Gitarist ve besteci Efe Demiral, 2016’da gitarlar, efektler, miks dahil birçok bölümünü evde kendi kaydettiği ilk solo albümü “Inside Out”tan 3 sene sonra 2019 Ocak ayında ikinci albümü “Uyku Pansiyon”u bizlerle buluşturdu. İlk albümündeki gibi bu albümde de tüm beste ve düzenlemeler Demiral’a ait. İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü mezunu olan sanatçı bugünlerde Can Kazaz, Barış Demirel – Barıştık mı, Simge Pınar gibi birçok farklı projede yer alıyor. Heyecanla yeni projesinin konserlerini beklediğimiz, albümde klasik ve elektro gitarları çalan Efe Demiral’a “Uyku Pansiyon”da; basta Eren Turgut, davul ve zillerde Mertcan Bilgin’den oluşan trionun yanında saksafonda Tamer Temel, trompette Gunnar Halle, vokalde Deniz Özçelik ve davulda Berke Can Özcan eşlik ediyor. Bilgi Music Label’dan çıkan albüm, 9 orijinal Efe Demiral bestesinden oluşuyor. Besteler, Efe’yi tanısanız hak vereceğiniz gibi huzurlu, akıllı. Müzisyenlik olarak çok olgun, triosuyla yakaladıkları uyum nefis. Hazır aynı mahallede oturuyorken Efe’ye bu ilk Jazz Dergisi röportajında hem “Uyku Pansiyon”u hem de ilk albümüyle ilgili merak ettiğim soruları sormuş oldum. Yolu açık olsun, umarım önümüzdeki günlerde kendi projesiyle da adını daha çok duymaya devam ederiz.
İlk albümün “Inside Out” solo bir albümdü. Normalde solo albümler daha ustalık gerektireceğinden daha ilerleyen dönemlerde yapılır, sende bu süreç ters işlemiş, önce çok cesur bir şekilde solo sonra gruplu albüm yaptın. Nedeni nedir?
Evet haklısın, benim kariyerim biraz tersten başladı gibi ama Inside Out akla gelen ’solo gitar albümü’ değil yine de, en azından ben öyle düşünüyorum… Özel bir nedeni yok, Inside Out’u yaptığım dönem düşündüğüm şekilde grup müziği icra edebileceğim çok fazla insan tanımıyordum, Uyku Pansiyon’da yer alan bazı parçaları (October, Üç Gün, Mavi Ağaç…) sextet düzenlemesi ile 2014 yılında birkaç konserliğine çalmıştık. Sonradan Inside Out gibi bir albüm üzerinde çalışma sebebim fazlaca ses ve atmosfer odaklı müzikle yakınlaşmam ve grup müziğinden o dönem epey uzaklaşmamla ilgili, bir anlamda erken kabuğuna çekilme de denilebilir. Provalar çok keyifli geçiyordu Inside Out çalışırken. Inside Out’u çıkarmadan önceki 3-4 yıl, Stian Westerhus, Fennezs, David Torn, Eivind Aarset gibi müzisyenlerin albümleriyle çok fazla vakit geçirdim, özellikle Eivind Aarset’in Dream Logic albümü o dönem itibariyle bakış açımı tümden değiştirmiştir.
“Uyku Pansiyon” trio ekibinle nasıl tanıştın?
Mertcan (Bilgin) ile ilk kez Can Kazaz’ın ekibinde bir araya geldik. Eren (Turgut) ile de, Barış Arslan’ın bir trio konserine gittiğimde tanıştık. Zaman içerisinde ise yakın arkadaş olduk. Beni trio çalmaya iten müzisyenlerdir kendileri.
Ekiple haftada 1, 2 mutlaka bir araya gelip çalıyorsunuz. Bunun birlikte çalımınıza etkisi nasıl? Mutlaka geliştiriyordur.
Her hafta en az 1 kez görüşüyoruz, zaten Simge Pınar ve Can Kazaz’da da birlikte çaldığımız konserler oluyor. Onların soundcheck’lerinde de bazen benim müzikleri tınlatıyoruz. Buluşamamak gibi bir derdimiz olmadı genel olarak; her ikisi de müzik yapmak söz konusu olduğunda tüm imkanlarıyla orada olan insanlar, pek ertelemeci değiller. Çaldıkça aramızdaki diyalog da gelişiyor, daha da çok gelişeceğini umuyorum.

Efe Demiral (Photo: internet/unknown)
Albüm süreci nasıl gelişti? Besteler hazır mıydı? Kayıt kaç gün sürdü?
Yine sanıyorum yapılanın aksine, bir ekiple yıl boyunca irili ufaklı mekanlarda konserler çalıp sonra oradaki gelişkinliği albüme aktarma halinden ziyade parçaları kayıtlardan bir süre önce ve hatta bazısını ilk kez kayıt günü çaldığımız oldu. Tüm parçalar hazırdı fakat onları bir grupla stüdyoda kaydettiğinizde parçaların hazır olmasının çok da bir anlam ifade etmediğini fark edebilirsiniz. Elbette melodiler, tansiyonlar ve tüm yapıyı bilmek gerekiyor fakat stüdyoda herkesin o müzikte gördüğünü başka bir düzlem olarak müzikte bir araya getirme çabası var. Müziği pişirmenin güzel tarafı bu çabanın en zorlu taraflarını törpülemek, çalınan müziğe daha da fazla bağlı kalmamak. Biz bu albüm için azıcık az pişmiş tercih ettik. İyi yanları da oldu, zorlu yanları da…
Genelde konserlerde kendi parçalarını çalmayı seviyorsun sanırım, yoksa jazz standardlarına da yer veriyor musun?
Jazz standartları dağarcığı pek geniş bir müzisyen değilim hatta yeni dönem müziklerden bildiğim sayıca daha fazla olabilir. Konserlerde 1-2 jazz standardı da çaldığımız oluyor.
“Uyku Pansiyon” adı nereden geliyor?
Bodrum’da sokakta yürürken denk geldiğim bir pansiyon ismiydi. “Bu ne ya böyle? Ne güzel isim” diyerek yıllar içerisinde aklımda kalmış. Dışarının gürültüsünden kopup sadece uyumaya gidilen bir pansiyon, müzikte ve hayatta verdiğimiz/vermek istediğimiz sus’lar gibi; insanları dinlenmeye ve sessizliğe mecbur bırakan gürültülü hayatları aklıma getiriyor. Kendimizi uyku moduna aldığımızda yaşadığımız sessizleşme ve uzaklaşma halini günlük hayatın içerisinde de yapabilmek, bu susma hallerini tercih etmek herkes için bir lükse dönüştü. Uyku Pansiyon, sessizliği ve dinginliği tercih eden insanların bir araya geldiği distopik bir yaşamı çağrıştırıyor bana; aslında normal olması gerekenin anormale dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz.
Jazz dışı projelerde de yer alıyorsun ve programın yoğun sanırım. Bu müzikler birbirine nasıl etki ediyor? Nasıl besliyorlar birbirlerini?
3-4 yıldır, aylık konser takvimini paylaşarak “Efe çok yoğun” gibi bir imaj oluşturup istemeden kendi kuyumu kazdım ama artık birlikte çaldığım arkadaşlarımla bunun şakasını yapıyoruz: “Şu an çok yoğunum evde çay içmekteyim…” gibi. Burada açıklıyorum; yoğun değilim. Can Kazaz ve Simge Pınar’da da Eren ve Mertcan’la çaldığımız için birbirimizi olumlu anlamda etkileyip geliştirdiğimiz oluyor, ama o müziklerin ayrı ayrı birbirlerini beslediğini düşünmüyorum. Belki benzer türler içerisinde bu beslenme hali daha sık oluyordur.

Efe Demiral (Photo: internet/unknown)
Trompet ve saksofonu parçaları yazarken mi düşündün? Besteler çıktıktan sonra mı karar verdin?
Albümdeki tüm düzenlemeler ve enstrümantasyon parçaları yazarken düşündüğüm şeylerdi. Hepsi önceden tasarlanmış ve içselleştirilmiş fikirlerdi.
Bu aralar neler dinliyorsun?
Türkiye’den son dönem çıkan albümler arasında dinlediklerim Hedonutopia – Yakamoz Sandalı albümü, lirik olarak çok kuvvetli bir müzik olduğunu düşünüyorum. Jazz müziği kataloğundan Ercüment Orkut’un son albümü ‘Persona’, Cenk Erdoğan ‘Fermata’, Yürüyen Merdiven ‘Yok mu, Var’ dinlediklerim arasında bulunuyor. Dünyadan son dönem dinlediklerim epeyce fazla, özet geçmek gerekirse; ECM Records’tan yeni çıkan tüm albümleri takip ediyorum, Mathias Eick’in Ravensburg albümünü döne döne dinledim son 1 yıl içerisinde. Aaron Parks’ın son albümü ‘Little Big’, Khurangbin, Big Thief, Alice Phoebe Lou ve gitarist Julian Lage’ın yaptığı son işlerin hepsi radarıma takıldı.
Albüm konser programın nasıl? Önümüzdeki günlerde nerelerde dinleyebileceğiz projeyi?
En yakında 3 Temmuz’da İstanbul Caz Festivali Vitrin Turu kapsamında ”Uyku Pansiyon” ile Salon’dayız.










