Birkaç hafta önce, bir tanemiz Nardis’te, sevgili Zuhal Focan’la sohbet ederken, kendisine web sitemi gösterip yönlendirmelerini almak istedim. Yorumlarını iletmesinin yanı sıra, Jazz Dergisi için de içerik hazırlamamı önerdi. Nardis’in “Jazz Kulüpte Dinlenir” mottosundan ilham alarak, kulüplerde canlı kaydedilmiş jazz-funk albümlerine odaklanmayı ve hem albümlere, hem de kulüplere kısaca değinebileceğim içerikler hazırlamayı düşündüm.
İlk albümümüz 1972 yılından; Grant Green’in The Lighthouse’da kaydedilen Live at the Lighthouse albümü.
Grant Green Amerikalı bir besteci ve jazz gitaristi. Öncelikle hard bop, soul-jazz ve funk ile tanınıyor, ilerleyen yıllarında jazz-funk türünün önde gelen isimlerinden biri haline geliyor. Sadece 43 yıl süren kısacık yaşamında (1935-1979) ağırlıklı olarak Blue Note Records’da çalışarak 50’nin üzerinde projeye -bazıları kendi projeleri, diğerlerinde arka planda- katkı sağlıyor.
21 Nisan 1972’de kaydedilen, yapımcılığını George Butler’ın üstlendiği Live at the Lighthouse, Hank Stewart’ın sahnede yer alan grubu tanıttığı ve dinleyici ile sürekli etkileşim sağlayan müthiş sunumu ile başlıyor.
Kadroda Claude Bartee (saksofon), Shelton Laster (org) gibi müthiş isimler var. Kayıt için seçilen parçalar -“Windjammer” (Neal Creque), “Betcha by Golly, Wow” (Thom Bell, Linda Creed), “Fancy Free” (Donald Byrd) ve “Flood in Franklin Park” (Shelton Laster) gibi – bu ekibin sololarının ve özellikle Grant Green’in gitarının dinlenebilmesi için tek tek seçilmiş gibi!
1970’ler funk müziğin zirvesini yaptığı dönemler. Birçok jazz müzisyeni de funk, R&B ve rock müzikten esinlenip, kendi çalışmalarına bu türlerden unsurlar katmayı, hem kendi çalışmalarını hem de hedefledikleri dinleyici kitlesini çeşitlendirmeyi amaçlıyorlar. Ancak Live At The Lighthouse böyle deneysel bir albüm/performans değil, bir soul-jazz duayeni olan Grant Green’in groove’u ön planda tuttuğu klasik bir jazz ve fakat tam da bir funk albümü!

Lighthouse Cafe (Photo: https://www.thelighthousecafe.net)
Albümün kaydedildiği The Lighthouse ise 1949 yılında açılıyor ve 1950’lerde Amerika’nın Batı Yakası’nın en önemli kulüplerinden biri haline geliyor. Ikonik olarak tanımlanan bu mekan 1970’lerin sonlarına kadar da efsanevi performanslara ev sahipliği yapıyor.
Kulübün sahibi John Levine, 29 Mayıs 1949’da, Howard Rumsey’e (bas), kulüpteki ilk etkinlik olarak “Pazar günlerine özel jam sessionları” deneme imkanı sunuyor. Başarıyla sonuçlanan ilk denemeden sonra, Rumsey hızlıca kulübün işletme müdürü olarak atanıyor ve davulda Stan Levey, trompette Conte Candoli ve tenor saksofonda Bob Cooper’dan oluşan Lighthouse All-Stars ekibini kuruyor. Miles Davis, Gerry Mulligan ve Chet Baker zaman zaman konuk sanatçı olarak sahnede yer alıyorlar. Max Roach da 1953’te bir süreliğine grubun sürekli davulcusu oluyor.
Mekanda sadece Grant Green kayıt yapmıyor, The Lighthouse kayıtlar için de önemli bir yer haline geliyor. Art Pepper, Lee Morgan, Cannonball Adderley, Ramsey Lewis, Art Blakey, Charles Earland, Elvin Jones, Modern Jazz Quartet, Jazz Crusaders ve Joe Henderson gibi isimler de burada canlı performanslarının kayıtlarını alıyorlar ve albüm olarak yayınlıyorlar.
Zaman içinde sahibi ve konsepti değişen The Lighthouse (arada kafe olarak kullanılmış olmasına rağmen), 1990’ların ortalarında yeniden bir jazz kulübü olarak faaliyet göstermeye başlıyor. Kısacası, mekan özüne dönüyor!
Jazz müziğin zamansız bir kendini ifade etme biçimi olduğunun altını çizen bol ödüllü La La Land’de de, hem iç mekan hem dış sahne çekimlerinde The Lighthouse’u görmek mümkün. (2016’da Damien Chazelle tarafından yazılan ve yönetilen Amerikan yapımı romantik komedi-drama).
https://www.bluenote.com/artist/grant-green/
https://bluenote.lnk.to/GrantGreenLighthouse
https://www.thelighthousecafe.net/
Fotoğraf kaynağı: https://www.thelighthousecafe.net/history










