John Coltrane’in Müziğindeki İzler
John William Coltrane 23 Eylül 1926’da Kuzey Carolina’da Hamlet adında bir kasabada dünyaya gelmiştir. Coltrane’in modern jazz’ın en önemli temsilcilerinden biri olmasının yanı sıra, jazz’ın doğu kültürü ile tanışmasında büyük bir etkisi olduğu söylenebilir. Müzikal hayatını dört farklı döneme ayırabileceğimiz müzisyenin ilk dönemi, Miles Davis beşlisi ve Thelonious Monk’la beraber çaldığı 1950’li yılların ikinci yarısındaki hard bop dönemidir. Coltrane, ikinci dönemi olan 1950’lerin sonlarında, jazz müziğinde bir gelenek olan II-V-I progresyonunu genişleten yeni bir akor progresyonu kullanmaya başlamıştır. En çok bilinen parçalarından biri olan “Giant Steps” bu kalıbı kullanır ve akorlar genellikle majör üçlü aralıklarla hareket eden geçişler içerir. 1960’lı yıllarda ise kendi kurduğu kuartetiyle insan ruhuna dokunan spiritüel bir müzik anlayışını benimsemiş; doğu felsefeleri, meditasyon ve dini inançlardan ilham almıştır. Üçüncü dönem olarak niteleyebileceğimiz bu döneme etki eden ana unsur ise Coltrane’in Hint kültüründen etkilenmiş olmasıdır. 1965 yılında Rashied Ali, Pharoah Sanders ve Alice Coltrane ile kaydettiği toplu doğaçlama albümü Ascenscion, sanatçının özgür caza olan ilgisinin göstergesi olan Avangard dönemi ifade etmektedir.
Coltrane’in çocukluk dönemine baktığımızda, oldukça zorlu bir süreç geçirdiğini söyleyebiliriz. Yaşadığı bölge ve bu bölgenin ırkçılık gerçeklikleri, her Afrikalı Amerikalı insanda olduğu gibi Coltrane’i de derinden etkileyen bir durum olmuştur. İki dedesi de siyahi kilisede papazdır ve metodist bir din anlayışına sahiptirler. Coltrane de bu anlayışla yetiştirilmiş, her pazar kiliseye giden ve dedelerinin etkisi altında kalan bir çocuk olarak büyümüştür. Özellikle zamanın Amerika’sının güney kısmındaki yoğun ırkçılık baskılarının altında olan kilise, aileyi ayakta tutan en önemli unsurdur ve Coltrane’in ilk müzikal deneyimlerinin ve maneviyatının kaynak noktasıdır. Bahse konu dönemler ve Coltrane’in yaşadığı coğrafya, iç savaştan sonra ayrımcılığın tekrar dayatıldığı bir bölgeydi. Blues ve jazz müziği ise acılarını sanatla yüceltmek isteyen insanlar için elverişliydi. Okuma yazmanın bile yasak olduğu bu dönemde, Afrikalı Amerikalılar kendilerini ifade etmek ve seslerini yükseltmek için yaratıcılıklarını bir araya getirerek güçlerini birleştirmişlerdir. Coltrane’in çocukluğunda geçirdiği en büyük travma, on iki yaşlarındayken, iki yıl boyunca aynı evde yaşadıkları; babası, amcası, dedesi ve anneannesinin vefatı ile olmuştur. Çok erken yaşta yaşadığı bu ağır darbe, müziğe başlamasının en önemli nedenlerinden biridir. Klarnet ile başlayıp daha sonra alto saksofona geçiş yapmış, yaşadığı bu ağır darbelerle müziğe tutunarak baş etmiştir. Sonrasında annesiyle beraber kuzey eyaleti Philadelphia’ya taşınırlar ve annesi onu buradaki müzik okulunu yazdırır. Granoff Studios ve Ornstein School of Music okullarındaki eğitiminin ardından bazı jazz gruplarında çalmaya başlayan Coltrane, 1945 ve 1946 yıllarında Amerikan ordusunun Hawai’deki bandosunda çaldıktan sonra tekrar sivil hayata dönüp 1947 ve 1948’de Eddie Vinson, 1949-1951 arası Dizzy Gillespie, 1952-1953 Earl Bostic, 1953-1954 ise Johnny Hodges’la çalışmıştır.

John Coltrane (Photo: internet/unknown)
Coltrane’in müzikal hayatındaki büyük başarısı sadece saksofondaki virtüözlüğü ile sınırlı değildir. Enstrümanını çok iyi çalmanın yanı sıra, jazz müziğinde büyük devrimler yaratmış bir müzisyendir. World Music (Dünya Müziği) adı verilen stilin yaratıcılarından biri olmakla birlikte, jazz’ın armonik yapısını geliştirip farklı alanlara taşımıştır. Bu özellikleri ile bir dahi tanımı yapmak kendisi için mümkündür. Bu yaptığı bütün önemli atılımların arkasında onun azmi, başarma hırsı, bilgi birikimi, çok çalışması vb. etkinlerin yanı sıra tarihten gelen bir dizi olaylar da büyük rol oynar. Jazz müziğinin en usta isimlerinden ve John Coltrane’in çağdaşı olan Wayne Shorter, bir röportajında Coltrane için şu ifadeyi kullanmıştır: ‘’Dedesi bir vaizdi ve ben duyabiliyorum. Bazen bir ağıt duyulduğunu söylerler. Trane’in (Coltrane’in lakabı) dedesinin görevine olan minnetini duyabiliyorum’’. Bu sözler de açıkça belirtiyor ki, Coltrane’in müziğinin ruhani yapısı; çocukluğunu geçirdiği kilise, papaz olan dedelerinin ailede söz sahibi olması, erken yaşta aile bireylerinin çoğunu kaybetmesi ve yaşanan yüksek boyutlu ırkçılık olayları nedeniyle oluşmuş ve kendi müziğinin bir simgesi olmuştur.
Coltrane’nin Doğu kültürüne ve özellikle Hint kültürüne oldukça sevgisi vardır ve bu yüzden oğlunun ismini Ravi koymuştur. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi de Hintli sitar ustası Ravi Shankar ve kendisine olan hayranlığıdır. Hint müziğini öğrenmek amacıyla Shankar’dan ders almış, kendisiyle bir albüm kaydı yapmak çok istemiş ama bunu sağlık sebepleri yüzünden gerçekleştirememiştir. 1961 yılında kaydettiği “Ole” isimli albüm bu kültür birleşiminin ilk örneklerindendir. Ayrıca yaptığı bu çalışmalar ‘’Modal Jazz’’ adı verilen stilin hayata geçirilmesinde de önemli bir etken olmuştur.
Dönemin en önemli saksofoncularından Benny Golson’un Coltrane hakkında söyledikleri önemlidir: “Elinde her daim saksofonu olurdu, bütün gün boyunca çalardı. Çalıştığı zaman perde aralarında tuvalete gider saksofon çalardı. Spartalı antrenmanı gibi bir şey bu. Herkes bunu yapamaz, ben yapamam. Sanki kendi kendini yenmeye çalışıyor gibiydi”. Buradaki kendi kendini yenmeye çalışıyor ifadesi ve aralıksız çalışıyor olması, çocukluğundan gelen birtakım hadiselerin yansıması olarak ifade edilebilir.
Birçok Afrikalı Amerikalı müzisyen gibi Coltrane de uyuşturucu bağımlısıdır. Bu bağımlılığı yüzünden, gelişiminde büyük pay sahibi olan Dizzy Gillespie’nin grubundan kovulmuştur. Daha sonra beraber çalıştığı Miles Davis Quintet ile de bu sebepten dolayı yollarını ayırıp tamamen kendi müziğine ve kendi grubuna odaklanmıştır.
Tarihe baktığımızda bulunduğu alana büyük yenilikler getiren ve devrimci nitelikte olan sanatçılar, çoğunlukla çocukluk ve gençlik yıllarını oldukça zor şartlar altında geçirmiştir. Klasik müzikte yeni bir devir başlatan Bach, Beethoven, Mozart, Stravinsky gibi bestecilerin en önemli ortak özelliği hayatlarında yaşadığı olumsuzluklardır. Coltrane’i müziğe getirdiği yenilikler ve sunduğu yeni ufuklar bakımından büyük müzik insanları kategorisine koymak kesinlikle doğru olacaktır. Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş’ın bu konuda hakkındaki bazı sözleri dikkat çekicidir: “Bir hayatın içinde; acı, üzüntü, başarısızlık ve hayal kırıklığı yoksa o hayattan bir hikaye çıkmaz. Bir insanı bir noktaya getiren şey yaşamış oldukları zorluklardır”. Tabii ki şu an yeni bir dünya düzeniyle beraber geçmiş yıllara göre çok daha farklı bir dünyada yaşamaktayız. Fakat zorluklarla baş etmeyi ve mücadele ruhunu küçük yaştan itibaren edinen insanların hayatta çok daha başarılı olacağı gerçeğini de unutmamak gereklidir.

John Coltrane (Photo: internet/unknown)
KAYNAKÇA
Simpson, Marcus B., Jr.: Coltrane John William, University of North Caroline Press, 1 Ocak 1979.
Michael Bakan: World Music Traditions and Transformations, Mc Graw Hill Education, 1995.
Scheinfeld, John: Chasing Trane, The John Coltrane Documentary, 2016.
Frank Kofsky: John Coltrane 1966 Interview, (Çevrimiçi) https://www.youtube.com/watch?v=av7Ej8FGwZs
Akıncı, Şevket: Öteki Caz, İstanbul, Pan Yayıncılık, 2021.
Goldsby, John: The Jazz Bass Book Technique and Tradition, Back Beat Books, 2002.








