Ajda Pekkan plaklarıyla büyüyen, efsanevi Nükhet Ruacan’ın öğrencisi olarak kendi özgün stilini inşa eden Jülide Özçelik, Türkçe cazın en özel seslerinden biri. Uzun yıllardır Cem Tuncer ile sürdürdüğü sarsılmaz müzikal ortaklığını, şimdi kaval sanatçısı Batuhan Aydın önderliğindeki “Batuhan Aydın Folk Quartet” ile çok boyutlu bir yolculuğa taşıyor.
24 Nisan 2026’da dinleyiciyle buluşan “Homewards” albümü; Anadolu ve Balkanlar’ın mikrotonal zenginliğini modern cazın özgür diliyle harmanlıyor. Kadrosunda piyanoda Nikolaus Grill, kontrbasta Kağan Yıldız ve davulda Ediz Hafızoğlu’nun yer aldığı projeye; Ara Dinkjian, Nils Petter Molvær ve Cenk Erdoğan gibi usta isimler de eşsiz dokunuşlarıyla eşlik ediyor.
Teknik mutfağıyla da fark yaratan albümün mastering işlemleri, Viyana’da dünya devleriyle çalışan Christoph Stickel tarafından gerçekleştirildi. Görsel dünyası ise sanatçı Beyza Boynudelik’in bu albüm için hazırladığı eserle taçlandı. Sınırlı sayıdaki plak baskıları ve el yazısıyla numaralandırılmış özel serisiyle koleksiyonerler için de bir sanat eserine dönüşen projenin lansmanı, 8 Mayıs’ta Viyana’da yapıldı.
1. Gözlerinizi kapattığınızda, çocukluğunuza dair hatırladığınız ilk ‘müzikal anı’ nedir? Evin içinde çalan bir plak, radyoda çalan bir şarkı ya da sizi büyüleyen bir ses…
Ajda Pekkan’dan ‘Viens dans ma vie’ şarkısını çok severdim, Türkçe versiyonu da ‘Baksana talihe’. Onno Tunç, Turhan Yükseler, Melih Kibar, Nükhet ve Neşet Ruacan’ı heyecanla dinler ve kaçırmazdım.
2. Bilgi Üniversitesi’nde 2007 yılında kaybettiğimiz efsanevi isim Nükhet Ruacan ile çalıştınız. Onun öğrencisi olmak, vokal tarzınıza ve sahne duruşunuza nasıl bir yön verdi? Onu size en çok hatırlatan, sesinden duymayı özlediğiniz özel bir şarkı var mı?
Bilgi Üniversitesi’nde Sevgili hocam Nükhet Ruacan ile karşılaşıp tanışmak benim için muazzam bir şans oldu. Onun pozitifliği, bitmek bilmeyen çabası, sağlam duruşu ve kahkahalarıyla çınlattığı koridorlar unutulmazdı. Bizlere çok inandı ve destekledi, hepimizin stil oluşturmasına ayrı ayrı önem verirdi. Maalesef çok genç yaşta kaybettik. Hâlâ çok üzülürüm. Ondan dinlemeyi en çok sevdiğim şarkı ‘Umut‘ ve ‘One way ticket‘dır.
3. Cem Tuncer ile uzun yıllara dayanan bir müzikal yol arkadaşlığınız var. Bu uyumun üretim sürecinize ve sahne enerjinize katkısını nasıl tanımlarsınız?
Okuldan arkadaşım Cem Tuncer, aynı sokakta da oturduk bir süre. 1998 yılından beri tanıyorum, proje fikrimi paylaştığımda yıl 2006 yılının başıydı, 2006 Nisan’a yetiştirdi albümü. Çok çalışkan ve donanımlı bir gitarist ve aranjördür. Projeye çok inandı ve müzikal yolculuğumuzda beraber yürümeye başladık aynı yıl. O gün bu gündür, sayısız konserler, projeler ve etkinliklerde yer aldık. Halen de beraber çalışıyoruz. Emek verdiğiniz her ilişki değerli oluyor; paylaştığınız anlar, çıktığınız yollar, gördüğünüz yerler, çaldığınız sahneler, tattığınız yemekler hepsi birer anı alarak heybenizde birikiyor. Acılar, zor zamanlar ve kayıplar da buna dahil. Beraber büyüyoruz, müzikal anlamda da tabii ki… Bazen göz göze gelmek dahi yeterli oluyor. Sahnede inanılmaz bir konfor sağlıyor bana. Çok iyi müzisyen olmanın dışında, uzun yılların getirdiği dostluk çok güven verici. Bu da müziğimize olumlu katkı sağlıyor.
4. Türkçe sözlü caz çalışmalarınızı hayata geçirirken, ana dilimizin tınısını caz armonisiyle buluşturma sürecinde neler hissettiniz? Sizi zorlayan veya heyecanlandıran unsurlar nelerdi?
Konuştuğum dilde albüm yapmak istiyordum, kendimi daha doğru ifade edebileceğime inandığım için. Bir zorluğu olmadı, aksine çok rahat aktı her şey.
5. Albümlerinizde Neşet Ertaş’tan Aşık Veysel’e uzanan halk ozanlarının eserlerine yer veriyorsunuz. Bir halk türküsünü caz müziğiyle buluştururken, eserin ruhunu koruyup geleneğe sadık kalmak ile ona yeni bir kimlik kazandırmak arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Duygusunu anlamaya ve korumaya çalışıyorum. Ruhsallığın tezahürü çok ciddiye alınması gereken bir konudur. Saygıyı kaybetmemek çok önemlidir. Düsturum budur.
6. Türkülerin cazla harmanlanması, Anadolu’nun yerel hikayesini evrensel bir dille anlatmak mıdır? Dinleyici bu müzikte coğrafyayı mı duyuyor, yoksa dünyanın her yerinde karşılığı olan ortak bir sızıyı mı?
Biz bu toprakların bizde uyandırdığı hissiyatla evrensel bir müzik anlayışıyla yola çıktık. İnsanlığın acısı ve sızısı benzerdir, dereceleri vardır. Bu topraklar ait etkiler, coğrafi bir ipucu da verecektir illa ki. Neşet Ertaş’ın dediği gibi ‘Can, aynı can’. Sızı ve acı da benzerdir az veya çok, insanların ruhani farkındalığına göre değişir.
7. Albümlerinizi hayata geçirirken, dinleyiciyle nasıl bir bağ kurmayı hedeflediniz?
‘Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez’ felsefesi, yine Neşet Ertaş’ın yolu, ruhsal temas kurmak önemliydi benim için. Hissiyatsız ve duygusuz temasın her şeyin önüne geçtiği günümüzde, derinliği olan insanları yakalayabilmek öncelikliydi. Geri dönüşlerden bu bağı kurduğumuza fazlasıyla ikna oldum. Bizi dinleyen ve anlayan herkese çok minnettarım.
8. İlk albümünüzden bu yana Türkiye’deki caz dinleyicisinin değişimini nasıl gözlemliyorsunuz? Yeni projeleriniz neler?
2008 yılında çıkardığımız albümle bir yol açmış olduk, durgun bir dönemdi. Ardından bir hareketlenme oldu. Halen de devam ediyor üretimler. Nisan sonunda yeni bir albüm çıkartıyoruz. Mikrotonal bir albüm; modern kaval soloları ve sürpriz konuk müzisyenlerle yaptık kayıtları. Gelişmeleri yayımlayacağız çok yakında. Viyana’da 8 Mayıs’taki konserle albümün lansmanı yapılacak. Konserlere devam ediyoruz.
Batuhan Aydın Folk Quartet & Jülide Özçelik
Jülide Özçelik: vokal
Batuhan Aydın: kaval
Nikolaus Grill: piyano / düzenlemeler
Kağan Yıldız: kontrbas
Ediz Hafızoğlu: davul
Konuk Sanatçılar:
Ara Dinkjian: ud
Nils Petter Molvær: trompet
Cenk Erdoğan: gitar
Teknik Ekip:
Berk Kula: Mixing
Christoph Stickel: Mastering
Ozan Sarıboğa: Recording
Taner Ersoy: Recording
Beyza Boynudelik: Kapak
Zülkarneyin Karanfil: Fotoğraf



