Sözü uzatmayacağım, yazacağın albümü ve söyleşeceğin müzisyeni seçebilmek hem büyük özgürlük hem de büyük şans. İşte bu özgürlük ve şansı, dönüp dolaşıp en heyecanla değerlendirdiğim isimlerin başında çok uzun süredir Oğuz Büyükberber vardır benim için. Türkiye’den çıkmış –bence dünya standartlarını belirleyen- nadide ve komple bir sanatçı ve eşsiz bir muhabbet erbabı olarak ettiği her kelamı çok kıymetli buluyor ve “Off Monk” albümü vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz sohbeti sizlerle paylaşıyorum.
Seninle önceki röportajlarımızın birinden hatırladığım esin kaynaklarının daima soyutlanarak dışsallaştığı. İşte bu albüm de Monk’un dışsallaşması ve hatta o nedenle “Off Monk” diyebilir miyiz?
Kesinlikle deriz.
Monk’un dev külliyatını ne şekilde sınırlandırarak bu albümün repertuvarını buldun?
Ben sadece bu müziği beraber çalmak istediğim müzisyenleri bir araya getirdim. Amacım, önümüze nota koyma gereksinimi duymadan, içselleştirmiş olduğumuz Monk parçalarını yorumlamaktı. Beşimiz bu parçalarda kesiştik.
Asıl meselemize gelirsek bu bir Oğuz Büyükberber Quintet albümü. Ama en baştan söylenmesi gereken şey galiba şu ki, bu beş adam Monk müziği filan çalmıyor. Oğuz Büyükberber kendisinde Monk’tan kalanların izini dört yakın müzisyen arkadaşıyla sürüyor. Bu yorum doğru olur mu?
Bu beş adam, Oğuz Büyükberber’in “Off Ellington” projesi için bir araya gelmiş olsalardı ve önlerine nota koymadan Ellington’un dev külliyatından ezbere bilip içselleştirmiş olduklarını düşündükleri parçalar seçip yorumlasalardı, ortaya bambaşka bir müzik çıkardı. Muhtemelen ben Monk çalarken, Ellington’dan bende kalanlar, Ellington çalarken de Monk’tan bende kalanlar sızıyordur müziğime. Fakat kararlı bir şekilde Monk’un şu parçasını çalıyorum dediğimde doğaçlama malzemesi olarak kullandığım teknik müzikal materyali epeyce odaklamış (kısıtlamanın olumlu kullanımı olarak bu ifadeyi seçtim) oluyorum. Doğaçlamak, “İçimden geldi, çaldım” gibi birşey değil pek benim için, epeyce analitik bir anda yaratı süreci, deneyimi. Umarım biraz olsun cevap verebilmişimdir soruna, evet ya da hayır dememiş olsam da.
Doğaçlama ve kompozisyon senin müziğinde birbirinin yerine geçen değil, birbirini tamamlayan şeyler. Doğaçlarken de yapı ve form gözetiyorsun. Off Monk’taki zaten çoktan yazılmış parçaları doğaçlarken forma ve yapıyla nasıl kesiştirdin?
Görsel işlerimde de çokça kullandığım üst üste bindirme tekniğini müzikte de seviyorum. Burada, farklı müzikleri üst üste koymaktansa, o anda çalmaya karar vermiş olduğumuz parçanın farklı bölümlerini eş zamanlı olarak duyurmak, cümlelerin süreleri ile bilinçli bir şekilde oynamak ve parçanın orijinal tonalitesini esnetmek gibi yöntemler önerdim. Önceden belirlenmiş bir işlemler sırası olmadan beşimiz de bu yöntemleri o andaki parçanın sınırlarında kullanmaya çalıştık. Müzik, dinleyerek deneyimlenen bir sanat dalı ya, tam da o yüzden eseri yaratırken dinlemeye çalışmak işe yarayabiliyor.

Oğuz Büyükberber & Tobias Klein (Photo: internet/unknown)
Diskografindeki sayısal ağırlığını tabii bilemiyorum ama trio formatındaki konser ve kayıtlar sanki daha geniş yer tutuyor(du). Burada yine her biriyle uzun bir müzikal yolculuğun olan müzisyenlerle kentet olarak çaldınız. Bir arada olmak birbirinize nasıl geldi?
Bana çok iyi geldi, umarım onlara da iyi gelmiştir.
Bu birliktelik “Off Monk’un esansına nasıl yansıdı?
Çok seslilik olarak diyelim.
Bu beşlinin esinleri kimlerdir?
Bu beşlinin esini olarak tamamen aynı enstrümantasyonda bir başka beşli duymuş değilim açıkçası. Beşimizin de heybesi esin kaynaklarından geçilmiyor! Müziği sadece birkaç türden ibaret saymayan müzisyenleriz zira.
“Bemsha Swing” var ya, tam bir Oğuz Büyükberber imzası olmuş. Hani sesleri, tınıları, ritimleri hepimizden farklı duyduğunu zaten biliyoruz ama senin duyduklarının hepsinin kendi içinde çok bütüncül ve yüksek profilli bir kimliği var. Bunu sağlayan şeyler neler?
Teşekkür ederim! “Bemsha Swing”i yaklaşık olarak 30 yıl önce ilk dinlediğimde Türk müziği ile bir ilişkisi varmış gibi düşünmüştüm. O zamanlar Jazz Semai’yi ve Okay Abi’nin Zikir’ini de çok dinliyordum. Bu kayıtta sanıyorum o zamanlardaki ruh halime benzer bir havaya girdim ve arada geçen 30 yıl boyuna adadığım binlerce saat çalışma bir şekilde “Bemsaha Swing’i ilk duyduğum zamanlarda hayal etmek istediğim bileşimi bir miktar hayata geçirmeme yardımcı oldu herhalde.
“Ara” albümünden beri sana hep sorduğum soruyla devam edelim. Ama 2013’ten beri hayatındaki değişiklikleri düşününce modifiye edelim. Çünkü ne arıyorsun dediğimde o zamanlar hep huzur derdin. 2017 Mayıs’ında Oğuz Büyükberber hayatta ne arıyor?
Zaman ve alan.
Basklarinet eğitimini aldığın Amsterdam konservatuarının karşısındaki kafede sen, ben Sanem (Kalfa) kahve içmiştik. Lakin mimarlık eğitimi aldığın Mimar Sinan’ın yakınındaki çaycılardan birinde çay içemeyiz. Çünkü oraya gitmek istemeyiz. Çünkü oradan da kötü kokular gelmeye başladı. Örneğin senin mezun olduğun iç mimarlık bölümünden ve bir diğeri endüstriyel tasarım sanırım, yetenek sınavları kaldırılıyormuş. Bunun hangi amaçla yapıldığını az çok biliyoruz. Artık Hollanda’da yaşayan bir Türkiyeli olarak oradan bakınca nasıl görünüyoruz?
Bana, “Sıla hasreti” ifadesinin İngilizce’sinin Türkçe’ye bire bir tercüme edilmesinde ortaya çıkan yeni ifadeyi düşündürüyor.










