Çağdaş Fransız jazz gitaristi Romain Pilon “Copper” isimli en son albümünü birkaç ay önce piyasaya sürdü. Grup lideri olarak 2011’de “NY3”, 2013’te “Colorfield” ve 2015’de “The Magic Eye” çıkarttığı albümlerini takiben kaydettiği 4. albüm.
Çoğu gitarist gibi rock ve blues, hatta AC/DC ve Guns and Roses etkisiyle gitar çalmaya başlayan Pilon 15 yaşında iken jazz ile ilgilenmeye başlamış. Fransa doğumlu gitarist eğitimini Berklee College of Music’te tamamladıktan sonra bir süre New York’ta yaşamış. Şu anda Paris’te yaşayan müzisyen halen dünyanın pek çok farklı köşesinde turneler ve kayıtlar yapmakta ve atölyelerde eğitim veriyor. Albümlerinin çoğu kendi bestelerinden oluşuyor. Bundan önceki albümlerinde daha çok akustik sound’a odaklanan Pilon bu albümünde Rhodes, synthler, efektler, rock ve fusion öğelerinden yararlanarak alışılan tınısının dışına çıkmış. Benim en sevdiğim modern gitaristlerden birisi olan Pilon hiçbir zaman gereksiz seslere yer vermeyerek müziğinde çağdaş jazz armonileri ile güzel berrak bir tonun zarif kombinasyonunu yakalıyor. Güzel müziğinin yanısıra YouTube’da kendisinin “Romain Pilon Mini Lessons” serisini takip edebilir, bu kısa ve çok eğitici jazz gitar derslerinden yararlanırken bir yandan da müzisyenin her derste odaklanıp gösterdiği farklı jazz konuları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Bilgi dağarcıklarını paylaşan herkese çok sevgi ve saygı yolluyorum!
Kendisi ile albümü “Copper” ile ilgili kısa bir söyleşi yaptık. Romain Pilon: gitar, Seamus Blake : tenor saksofon, Pierre de Bethmann : piyano, Tony Paeleman : rhodes, synth bas ve Fred Pasqua : davul. Umarım yakında kendisini canlı dinleme olasılığını buluruz!

Q- Şu ana kadar bütün albümeriniz daha akustik bir tınıya sahipti. Nasıl daha synthleri kullanarak daha elektronik bir sound yaratma kararını verdiniz?
Bu albümde farklı birşey denemek istediğimi biliyordum. Bir yandan da gençken dinlediğim müziği anmak istedim. Arkadaşım Tony Paeleman’ın bazı konserlerde hem synth bas hem de Rhodes çaldığını biliyordum ve bundan hareketle birşeyler yazma fikri hoşuma gitti. Ve duyduğunuz bazı synth sound’ları gerçekten benim Weather Report ve Herbie’nin Head Hunters’ına olan sevgimden doğdu. O zamanın synth’lerinin hep havalı bulduğum organik bir hissi var.
Q- En sevdiğiniz grup oluşumu nedir?
Sanırım trio. Onun sağladığı alan, özgürlük ve bir korno müzisyeni ile piyanist arasında olma hissini seviyorum. Ayrıca gitar/davul/bas triosunun tarihinin piyano triolar ile karşılaştırınca daha yeni olduğu inancındayım. Son yıllarda Lage Lund ve Gilad Hekselman gibi müzisyenler limitleri zorluyor ve bunu çok heyecanlı buluyorum. Hala denenecek çok farklı yol var.
Q- Beste yazma süreciniz nedir?
Bir kısmı gerçekten çok spontane, 8 ölçüyü çok kolay yazıp sonra geri kalanında takılabiliyorum! Bir rutine oturtmaya çalışıyorum: Her gün yazmak için elimdeki iş bitene kadar vakit ayırıyorum. Genelde yeni bir albüm için parça yazarken formlar hakkında fikir çalabilmek (!), fikirlerin nasıl geliştiğini anlamak için çok müzik dinliyorum. Ayrıca müzisyenlerle parça yazmak için bir araya gelmem gerekiyor çünkü onların sound’larını bilince daha somut bir şekilde yazıyorum.
Q- Nasıl diğer akustik albümlerinize nazaran daha elektronik bir tarzda çalma kararını verdiniz? Bu süreç nasıl gelişti?
Geçtiğimiz yıllarda saf jazz sound’una sahip bazı gruplarda eşlikçi olarak çaldım; direkt amplifikatörden çıkan ses veya sadece reverb yeterli olmuyordu. Bu sebeple pedal almaya başladım, grupların tınısına ayak uydurabilmek için, yeni şeyler denemek için, ve hoşuma gitmeye başladı. Distortion çalmaya hep çekiniyordum, çünkü Kurt Rosenwinkel bunu çok iyi yapıyor ama kısa süre önce bunu yaparken çok keyif aldığımı farkettim…Neden daha fazla yapmayayım!

Romain Pilon (Photo: internet/unknown)
Q- Kimlerle birlikte kaydetmek veya çalmak isterdiniz?
Bir gün Mark Turner ile kayıt edebilmek isterdim, 20 yıldır hayranıyım ve şu andaki favori müzisyenim kendisi olabilir. Orgcu Sam Yahel de bir gün beraber çalmayı hayal ettiğim müzisyenlerden, hatta bu gelecek yıl gerçekleşebilir. Matt Penman’ı da çok beğeniyorum ve bir davulcu seçmem gerekirse belki Brian Blade!
Q- Kullandığınız aletler ve bunların düzenleri nasıl?
Eski bir Polytone ve arkadaşımdan kullanılmış olarak satın aldığım bir Victor Baker gitar kullanıyorum. Tellerde genelde yeni markalar denemeyi tercih ediyorum ama bir süredir Thomastik kullanıyorum, 13 veya 12’. Jazz III ultex pena kullanıyorum ama aynen tellerde yaptığım gibi bunda da farklı markaları denemeyi seviyorum. Efekt olarak Strymon ve Earthquaker favorilerimden.
Q- Michel Legrand, Serge Gainsbourg, Debussy vb. gibi çok köklü bir müzik geçmişi olan bir ülkeden geliyorsunuz. Pek çok müzikaliniz var, Fransız şansonları var, Fransız ‘nouvelle vague’ sineması, resimde müzikte sanatta empresyonizm… Fransız bir müzisyen olmanın jazz çalışınıza bir katkısı ya da etkisi var mı?
Bir etkisi olduğuna inanıyorum, evet. Bir noktada empresyonizm ile çok ilgilendim ve Paris’te yaşamak müzelere erişim açısından kolaylık sağlıyor tabi… Galiba müzik ve resim arasında çok kolay bir hat çizilebilir. Dokunun kullanımı, formlar, renkler, abstrakt olsun ya da olmasın… Fransız bestecilerden bahsedecek olursak, pek çok müzisyenin yanısıra Ravel, Debussy, Fauré, Satie favorilerimden bazıları. Müzikleri sonsuz birer esin kaynağı.










