Onun adı Cyrille Aimée. 1984’te Fransız bir baba ve Dominikli bir annenin kızı olarak dünyaya geldi. Fontaineblaeu ormanının bağrındaki Samois-sur-Seine kasabasında büyüdü. Küçükken anne ve babasının müzik ve dans aşkıyla sarıp sarmalandı, sokaktaysa Django Reinhardt nostaljisini soludu. Çok geçmeden kasabada yaşayan Django cemaatinden başka çingenelerle dost oldu. Onlardan “hayatı doğaçlamanın” güzelliğini öğrendi. Daha sonraları, “müziği doğaçlama” sanatı keşfederken de bu kez rehberi Ella Fitzgerald ve Stephane Grappelli’nin albüm kayıtları oldu. Dominik Cumhuriyeti’nin başkenti Santo Domingo’daki bir yıllık ikameti sırasındaysa bu “sanat” iyice damarlarına nüfuz edecekti.
Yine de formal eğitimi ihmal etmedi ve New York Eyalet Üniversitesi’nde müzik okudu. Zamanla, kendine has vokal üslubuyla sivrildi, ona olan ilgi alev gibi yayıldı, özellikle de Montreux Jazz Festivali (2007) ve Sarah Vaughan (2012) yarışmalarını kazanıp, bir de Brezilyalı gitarist Diego Figueiredo ile albüm kaydettikten sonra. Müzikal stili, ya da “kendi tuttuğu yol” çingene ruhu, Brezilya titreşimleri, bebop mecali ve damarlarında akan Dominik kanının bir karışımıydı.
10 Mayıs’ta Cyrille Aimée, İş Sanat’ta ilk İstanbul konserini vermek, öncesinde de Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir ustalık sınıfı yapmak için buradaydı. Böylece sonunda hem Türk jazz severler hem de Türk jazz vokalleri bu müthiş enerjik müzik kadınıyla yüz yüze tanışma ayrıcalığına erişti.
Ancak bu iki etkinliği de kaçırdığına pişman olanlar için iki güzel haberim var. Birincisi, Cyrille tekrar buraya gelmek istiyor. Üzülmeyin. İkincisi, acınızı bir nebze hafifletmek adına, işte karşınızda, Cyrille ile sizin için gerçekleştirdiğim fırından yeni çıkmış, onun müziklerinden lezzetli bir seçkiyle de baharatlandırılmış, yepyeni bir röportaj. Oh là là!
İşte seçkinin ilk şarkısı ve röportajın ilk sorusu… Tadını çıkarın!
2016 Let’s Get Lost (2016) albümünden “Three Little Words” (Üç Küçük Söz)
Birçok röportajında annenin müzik ve dansa olan tutkusundan bahsediyorsun. Seni şarkı söylemeye yönlendiren annen mi oldu?
Hem annem hem babam müziği seviyordu. Annem Dominik Cumhuriyeti’nden, o yüzden eve dansı getiren oydu. Her gün evin oturma odasında müzik açıp dans ederdi. Ben ve kız kardeşim de ona eşlik ederdik. Sık sık Michael Jackson çalardı, ama bol bol salsa, cha-cha, merengue ve o tarz şeyler de açardı. Country ve flamenko da severdi. Aslında bana Fransız chanson’larını öğreten de annem olmuştur. Tabii babam da annemi seviyor, o yüzden o da müziği ve dansı sever. İçinde eski klarinetlerin, kemanların, birkaç gitar, bir piyano ve saksofonun da bulunduğu korkunç bir çalgı kolleksiyonu vardır. Bunların her birini çalmayı denemiştir ama ne var ki babamda hiç müzik kulağı yoktu.
Demek evde böyle büyük bir kolleksiyon vardı. O zaman belki daha çok küçükken de bunlardan bazılarını kurcalamışsındır.
Evet kurcalardım. Kız kardeşim ve ben, gitarlardan birini yanımıza alır, dilenci gibi giyinip sokağa çıkar, fakir taklidi yapıp gelenden geçenden para isterdik.
Kaç yaşındaydınız o zaman?
Galiba 6 yaşındaydık.

Cyrille, annesi Charo, babası Sylvain ve kız kardeşi Lionelle ie birlikte.
“BU İŞİN PÜF NOKTASI DANS ETMEK”
Şarkı söylerken gücünü danstan mı alıyorsun?
Evet. Biliyorsun, konserden önce bir ustalık sınıfı gerçekleştirdim. Orada, derse başlarken ilkin her öğrenciye en çok hangi konu üzerine çalışmak istediklerini sordum. Çoğu ritim üzerine çalışmak istediğini söyledi. Şarkı söylerken ritmin içine girmek istediklerini söylediler. Ben de onlara tam da senin tespit ettiğin şeyi anlattım. Bu işin püf noktası dans etmek. Eğer dans ederseniz bedeniniz ritmi hisseder ve bedeninizden dışarı yansıyan her şey insanlarda dans etme isteği uyandırır. Çünkü bedenimiz de bir enstrümandır. Eğer şarkı söylerken swing ritmini bedenimde hissedemiyorsam, bilirsin, bir sorun var demektir.
Ya ağır tempolu parçalarda ne oluyor?
Evet, onlar da ritmi hissetmenin değişik bir yolunu sunuyor. Esnekleşiyorsun. Yani öyle ki, sanki hiç ritim yokmuşçasına ballad melodisinin üzerinde süzülebilirsin.
Hiç dans dersi aldın mı yoksa bu çocukluktan gelen bir yetenek mi?
Küçükken biraz hip-hop ve çağdaş dans kursuna gitmiştim. Bence dans sadece şarkıcılara değil, her tür müzisyene de yardımcı olacaktır. Çünkü dans müziğin ayrılmaz bir parçası.
Cyrille Aimée Kasım 2014’te Fontainebleau Tiyatrosu’nda “Nuit Blanche” (Akşamdan Kalma) adlı şarkısını söylüyor.
“MANOUCHE ÖZGÜRLÜKTÜR”
Sen manouche müziğini nasıl tanımlardın? Bizimle paylaşır mısın?
Bence çingeneler özgürlüklerine çok düşkün. Onlar içinde bulundukları anı, sanki yarın ölecekmiş gibi, yaşarlar. Duygularını da saklamazlar. Beni hem onlara hem de müziklerine çeken en büyük şey bu özgürlük duygusu.
Bugüne dek üç farklı şehirde yaşadın: Samois-sur-Seine, Santo Domingo ve New York. Bu şehirlerin müziğin üzerinde epey etkisi olmuş olmalı, ama ne şekilde?
Samois-sur-Seine hayatıma çingeneleri ve müziklerini armağan etti. Bu arada çingeneler kendilerinden olmayanları aralarına almazlar öyle kolay kolay. Ama sanırım bendeki Dominik geni çekti onları. Bir şekilde, benim de tıpkı onlar gibi, elinde hiçbir şey olmasa da mutlu olabildiğimi anladılar ve beni aralarına aldılar. Sonraları anladım ki, insanları mutlu ettiği için şarkı söylemek istiyorum. Bilirsiniz bu bir kutlamadır!
Dominik Cumhuriyeti’ne olan ziyaretim ise bana tecrübe getirdi. Doğaçlama sanatını Samois’da keşfettim ama Dominik Cumhuriyeti’ndeyken bunun üzerine epey çalışma fırsatım oldu. Haftada 8 konser yaptığım oluyordu ve epey şarkı öğrendim bu dönemde. Oradayken konser bağlamak çok kolaydı, ülkede benden başka jazz şarkıcısı yoktu.
New York’un sağlam kartı ise beni inanılmaz müzizyenlerle bir araya getiriyor olması. Burada saksofoncu Joel Frahm ile çalışmayı çok seviyorum. Bu adamların arasında Maestro James Sherlock ve Jack Sherman gibi gitaristler de var.
Cyrille Aimée ve Michael Valeanu ikilisi, TEDxClermont’ta “Bye Bye Blackbird”ü seslendiriyor. 22 Ocak 2016.
“BEBOP’IN ÖTESİNE YOLCULUK”
“The Surreal Band” adlı altılıdan bugünkü ekibe geçiş nasıl oldu? Michael Valeanu, Adrien Moignard, Sam Anning ve Raj Jayaweera ile çalışmaya nasıl başladın?
The Surreal Band’deki müzisyenler benim New York Eyalet Üniversitesi’nden sınıf arkadaşlarımdı. Hep birlikte yaşıyorduk, o ekip de okul yıllarının ilk meyvesi olmuştu. Derken, Diego Figueiredo, Chicago Jazz Orkestrası ile bazı albümler kaydettim, ve Smalls’ta başka müzisyenlerle canlı konser kaydı yaptık. Ama bunların hepsi “straight ahead”, yani bebop’tı. Bir noktadan sonra, beni o anda ben yapan ögeleri bir araya getirecek bir proje yapmak istedim. Bunlar biraz Latin, biraz çingene müziği ve biraz da bebop’tı. Favori çalgım ise gitardı. Her tür gitarı; elektrik jazz gitarı da, çelik telli çingene gitarını da naylon telli Brezilya gitarını da seviyordum. O yüzden projemde bu üçü de olsun istedim ve o sıralar henüz Fransa’da yaşayan Michael’i arayıp ona fikrimi anlattım; düzenleme ve diğer şeylerde yardımcı olup olamayacağını sordum. Böylece üç değişik gitar, ben, bas ve davul bir araya geldik ve bir sonraki albümüm It’s a Good Day’i stüdyoda hücum kayıtla ortaya çıkardık.
Ama turneye çıktığımızda üçüncü gitaristin takvimini bize uydurmak biraz zor geldi. Ben de Brezilyalı gitaristten vazgeçip Adrien ile Michael yanımda tuttum. Ama bu iki adama sahip olmak başlı başına öyle mükemmel bir deneyimdi ki üçüncü gitaristin eksikliğini hissetmedim bile. Böylece de şimdiki grubumuz toparlanmış oldu.
Böylece tıpkı son albümünün başlığında dediğin gibi kaybolup gittiniz…
Evet! Bir yıllık turnenin meyvesi de Let’s Get Lost adlı albüm oldu.
Cyrille Aimée’nin 2016’da yayımladığı son albümü Lets Get Lost’ta Dominikliler için kaydettiği “Estrellitas Y Duendes” (Küçük Yıldızlar ve Cinler) adlı parça.
“SENİNLE ÇALMAKTAN KEYİF ALAN BİRİYLE ÇALIŞMALISIN”
Bir jazz vokal için ideal gitaristi tarif edebilir misin?
Bence ideal gitarist sana güvenen gitaristtir. Çünkü çoğu kez enstrümantalistler şarkıcılara çaldıkları zaman, sanırım, örneğin bir saksofoncuyla birlikte çalarken yapabilecekleri her şeyi yapamayacaklarını düşünür. İşte akor çevrimleri ve farklı alanlara gitmek gibi şeylerden bahsediyorum. Buradaki en önemli nokta, seninle çalmaktan keyif alan biriyle çalışmaktır. Çünkü istersen o adam dünyanın en iyi gitaristi olsun, eğer sizinle çalmaktan keyif almıyorsa ortaya hiç bir şey çıkmaz.
Ama bildiğim kadarıyla bugüne kadar gitaristlerden yana şanslıydın. Konserlerinizden negatif bir manzara hatırlamıyorum.
Elbette o kişileri tanıyamazsınız, çünkü onlarla uzun sürmedi.
Jazz söylemek sence öğretilebilecek bir şey mi?
Evet, her şey gibi. Ya da belki de öğretillir demeyelim de öğrenen kişiye rehberlik edilebilir diyelim. Ben halen öğreniyorum ve bu işi öğrenmenin bir çok yolu var. Sadece öğretmenden öğrenmezsin. Çalarsın, kayıt dinlersin, konserlere gidersin, ya da az önce konuştuğumuz gibi, örneğin bir dans kursuna gidersin. Sadece bir dans kursuna git ve nasıl şarkı söyleneceğini öğren.
Düzenli olarak ustalık sınıfları açıyor musun?
Evet, ve bu işi daha da sık yapmak istiyorum. Çünkü hoşuma gidiyor. Biliyorsun, ben ne nota okuttururum, ne müzik terimlerinden bahsederim ne de teknikten. Şancı değilim. Ustalık sınıfıma gelenlere jazz vokalde kendi tuttuğum yolu öğretirim, ve izlenebilecek başka pek çok yol var.
Konserlerinde mutlaka loop cihazını kullanıyorsun. Bunu eğlenmek için mi yapıyorsun?
Kesinlikle çok eğleniyorum. Bir şarkıcı olarak, bilirsin, biz akor veremeyiz. O yüzden, bu aletle oynayıp kendi akorlarımı üretmek gerçekten çok eğlenceli. Aslında, benim için şarkı söylemekten daha zor bir iş. Çünkü, bu bir grup müzisyenle birlikte doğaçlama yapmaya benzemiyor. Bir hata yapıp onun arada kaynamasına izin vermezsin. Çünkü müzik tekrar ettikçe, o hata da her seferinde sana geri döner. O yüzden inanılmaz konsantre olmalısın.
Cyrille Aimée loop cihazıyla oynayarak “What are you doing New Year’s Eve” adlı parçayı söylüyor. Bu video klip Cyrille’in hayranları ve de annesi Charo’nun desteğiyle ortaya çıkmış.
Peki o anda yaptığın hata üzerine yeniden bir şey inşa edemez misin?
Kayıt dönüp dururken bu her zaman mümkün değil. Örneğin, herkesin bildiği belli bir şarkıyı seslendirirken hata yaparsan, hiç kaçarı yok. Her tekrar katmanı bir birinin üzerine biniyor ve eğer birinin ritmini bozduysan tepedekiler de bozuluyor.
Bu arada yaşadığın şehirleri sayarken dördüncü bir yeri unuttuk. Bir zamanlar Hindistan’da da bulunmuştun. “Tek Yön Bilet” alıp Hindistan’a gitmenin sebebi neydi? Çingenelerin gerçek anavatanını mı görmek istemiştin?
Oraya gittim, çünkü bir adamla tanışmıştım ve birlikte bir maceraya atılalım dedik, böylece Hindistan’a sadece gidiş bileti aldık.
Bu sadece müzikal bir macera mıydı?
Çok büyük bir maceraydı.
Son bir sorum olacak. Belki tahmin edebileceğin bir soru bu. Bizi sırada nasıl bir albüm bekliyor?
Şu anda şarkılarımı yazıyorum. Yeni müzisyenlerle işbirliği yapacağım.
Aralarında yine gitarist olacak mı?
Henüz karar vermedim. Önce bebeği doğurayım sonra üzerine zıbınını geçiririm. Şu anda sadece şarkı yazıyorum.
Umarım yeniden İstanbul’a gelirsin.
Henüz bir plan yapılmadı, ama umarım tekrar geleceğim.
Çok teşekkürler Cyrille.
Ben teşekkür ederim.
Cyrille Aimée’nin 2016’da yayımladığı son albümü Lets Get Lost’tan kendi bestesi “One Way Ticket” (Tek Yön Bilet)








