Jazz’ın temelinde yatan özgürlükçü doğaçlama anlayışı ile Anadolu’nun kadim “Abdal” geleneği, “Suda Balık” albümünde çağdaş bir anlatıya dönüşüyor. Jazz dünyasının yakından tanıdığı, John Scofield’dan Okay Temiz’e kadar dev isimlerle aynı sahneyi paylaşan perküsyon virtüözü Gürkan Özkan ve geleneksel müziğin derinlikli sesi Salih Nazım Peker, ilk kez ortak bir albümle dinleyiciyi “world music” ve jazz estetiği arasında köklü bir diyaloğa davet ediyor.
Hayali Bir Coğrafyanın Ses Durakları
Bu albüm sadece iki müzisyenin bir araya gelmesi değil; Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göç yollarında Hint ve Türkmen müziklerinin hayali bir buluşması. Raga ile makamın, tabla ile elektrosazın doğal akrabalığında yeniden kurulan bu evrende, ikili bizleri zamandan bağımsız bir ahengin içine çekiyor.
“Kendi Memleketini Bilmeden Başka Coğrafyayı Çalamazsın”
Gürkan Özkan için bu albüm bir kimlik beyanı. Özkan, jazz sahnelerindeki tecrübesini şu sarsıcı cümleyle temellendiriyor: “Dünyanın neresine giderseniz gidin, size ‘nereden geldin?’ diye sorarlar. Kendi topraklarımızın 9/8’liğini, aksak ritmini kanında hissetmeyen biri ne tabla ne djembe öğrenebilir.”
Bir Melodik Davul Olarak Tabla ve “Girift” Diyalog
Salih Nazım Peker, Gürkan Özkan’ın enstrümanına yaklaşımını bir jazz müzisyeninin piyano ya da saksofonla kurduğu ilişkiye benzetiyor. Bu yapıda tabla, sadece ritim tutan bir araç değil; melodik cümleler kuran, telli çalgılarla “karşılıklı konuşan” (call and response) bir özneye dönüşüyor.
Bu diyalog, enstrüman çeşitliliğiyle de besleniyor. İkili, bu hayali terkibi zenginleştirmek için geniş bir yelpazeden güç alıyor:
- Anadolu’dan: Def, bendir, cura ve kabak kemane.
- Hindistan’dan: Tabla ve manjira.
- Mağrip’ten: Fas’ın mistik tınılarını taşıyan gembri ve karkaba.

”Sarhoş Bir Abdal Gibi…”
Salih Nazım Peker’in gelenekle kurduğu bağ, albümün en şiirsel noktalarından biri. Peker, kendini geleneğin içinde kaybolan biri olarak tanımlıyor: “Geleneğin allı pullu, menevişli zenginliğiyle sarhoş bir abdal gibiyim yıllardır.” Bu samimiyet, “Ötme Bülbül” deyişinde zirveye çıkıyor. Peker’e göre bu eser, sahnede birlikte icra ettikleri Pakistanlı efsane Nusret Fatih Ali Han’ın tınılarıyla “ikiz bir ruh” oluşturarak evrensel bir yakarışa dönüşüyor.
Repertuvarın “İç” Hikayesi ve Vokal Sürprizleri
Albümdeki duraklar, sanatçıların enstrümanist kimliklerinin yanına vokal kimliklerini de ekledikleri birer anlatı alanı:
- Suda Balık Oynuyor (Kırşehir) – Gürkan Özkan Vokali: Bu Neşet Ertaş klasiğinde Gürkan Özkan’ın ilk kez vokal yapmasına tanıklık ediyoruz. Perküsyoncu disipliniyle Anadolu’nun o yanık edasını birleştiren şaşırtıcı bir icra.
- Ötme Bülbül (Sivas) – Salih Nazım Peker Vokali: Albümün ruhsal omurgası. Tablanın adeta bir “kalp atışı” gibi ilerlediği, mistik bir vakur.
- Yavuz Geliyor Yavuz (Trabzon): Peker’in curayı kemençe düzenine akort ederek “Karayel” estirdiği, tablanın hırçın dalgalar gibi eşlik ettiği bir teknik deha örneği.
- Goca Çamın Gürlemesi & Yayla Yolları (Teke Yöresi): Farklı aksak usullerin tablanın matematiksel zenginliğiyle buluştuğu yüksek enerjili bir bölüm.
Maneviyat ve Teslimiyet
Gürkan Özkan ve Salih Nazım Peker, Türk ve Hint müziği arasındaki en temel bağı tek bir kelimeyle özetliyor: “Teslimiyet”. Bir bozlak feryadı ile bir Hint ragasındaki yakarışın aynı kapıya çıktığını hatırlatan bu albüm, müziğin sadece seslerden ibaret olmadığını; bitmek bilmeyen manevi bir “arayış” yolculuğu olduğunu kanıtlıyor.
KÜNYE
- Albüm Adı: Suda Balık
- Gürkan Özkan: Tabla, perküsyon, vokal, düzenlemeler.
- Salih Nâzım Peker: Elektro-saz, cura, kabak kemâne, gembri, vokal, düzenlemeler.








